marinaleda'ya bir daha!

23 Kasım 2017 Perşembe
geçen sene yılbaşı yemeğini marinaleda'da yemiştim. bu sene de aynısını yapmak istiyorum. çünkü o köyü ve endülüs ispanyasını çok sevdim ben. 

ocak ayında marinaleda ve madrid seyahatinden sonra iskeçe, semadirek, makedonya, arnavutluk, bodrum, tekirdağ ve sıkça mudanya olmak üzere 10 u geçen seyahat ile geçmiş 2017. daha aralık var ama bu sene bu sıralar yeni bir seyahat için deliriyorum desem yeri. seyahat virüs gibi bir şey zaten bir kere girdiği zaman bünyeye artık çıkarıp atması zor. zaman zaman kendimi fazla değil 2 yıl sonra istediğin yere istediğin zaman gidebileceksin, diye avutmaya / kandırmaya çalışıyorum ama ıhh olmuyor şimdi gitmek istiyor canım. bana hediye bilet alın, lütfen. 

*** 
bu sıralar aynı anda bir kaç kitap okuyorum yine; biri, 

''aslında'' ercan kesal'ın hepsi olmasa da kimi röportajlarının bir araya getirildiği bir metin. kesal'i tanımak için iyi bir seçim. şu sıralar kesal, çukur adlı dizide idris koçovalı karakterini canlandırıyor. tanıdığın birini dizide izlemek enteresan bir duygu; zaman zaman ercan bey kendi diline dönmeyip,   koçovalı karakterini zaman zaman çok didaktik oynamaktan çıkarabildiği gün çok daha iyi olacak. ancak dizi sinema gibi değil, kesal ve aslında bütün oyuncu dünyası sinemada daha çok hazırlanacak vakti buluyor, dizi ise her hafta bir film uzunluğunda olduğundan çok büyük beklentiye girmemek gerekiyor oyunculuk adına. 
 dizi başarılı mı derseniz; dizi izlemeyen ben izliyorum, daha ne olsun! 

diğer kitaplar  genel olarak son çıkanlar, tarihi romanlar ve yemek / seyahat kitapları. 

*** 

yemekler yemekler yemekler... gezmek yemek ve okumak en sevdiğim şeyler defalarca yazdığım üzere. 2018 de daha çok seyahat daha çok sofra daha çok sevgi istiyorum:) 

günaydın 

kanlıca mantarı nasıl pişirilir? ben nasıl pişirdim?

10 Kasım 2017 Cuma
şiştt toplanın bakayım, bu alırken bişeye benzemeyen pişirince lezzetinden keşke çok alsaydım dedirten kanlıca mantarını nasıl yaptığımı yazacağım. 


mantarlar sırt çantamda eve geldiğimde tok olmama rağmen tadını merak ettiğimden hemen sirkeli suya koydum mantarları. kimse bana mantar yıkanmaz, demesin lütfen;  yıkanır. 

iki kere değiştim suyunu, sonra bir kere de akar suyun altında yıkadım. tavayı ocağa koyup biraz ısıttım o arada bir kaç tane mantarı kurulayıp tavaya koydum. üstlerine deniz tuzu atıp pişirmeye bıraktım. pişirmek dediysem 4-5 dk suyunu salıp çekmeye başladı o süre içinde ve çevirdim mantarları çevirince üstlerine 2 kaşık sızma zeytinyağı gezdirdim. 3-4 dakika da sızma ile çıtırdadılar. kapattım ocağı. bunları sıcak sıcak tabağa aldım yedik. güzeldi. 

diğer yarısını ise bir çok tarifte okuduğum gibi tereyağı ekleyerek biraz da baharat karabiber, ipek pul biber ve ev yapımı pul biber takviyesiyle yine aynı yöntemle, suyunu salıp bırakıncaya kadar sadece tuz sonrasında baharatlar, tereyağı - küçük bir parça- ve en son bir tatlı kaşığı krem peynir koydum tavanın ortasına. hepsi eridi dağıldı, kapattım tavanın altını, üstüne de bir kapak kapattım, dinlendi. az önce soğuk soğuk yedim, olmaz böyle bir lezzet! akşam yediğimiz ılık zeytinyağlıdan çok daha leziz bişey olmuştu tereyağı ve baharat ve de labne peyniri eklemesi ile. işte bu yüzden yazdım bu yazıyı. 

pazara çıkın, kanlıca mantarını satan tezgah varsa biraz sohbet edip  kendisi toplamışsa nereden topladığını kendisi toplamamışsa kimden aldığını bu işi bilip bilmediğini bi öğrenin bakim. sonra da girin mutfağa sızma / tereyağı / baharat / peynir  eşliğinde leziz bir yemek yapın yanına bir de ya soğuk bira ya da bir kadeh beyaz şarap açın. hadi bakim sonra da... ay onu da mı ben söyleyeyim size. 

***


tekirdağ lezzet durakları, ayhan ocakbaşı ve dahası

7 Kasım 2017 Salı
bir kaç sene önce 
saçlarım yine kısaydı 

neler oldu? 

kitap hediyeleri bu sabah yola çıktı. instagramda, en son okuduklarımdan ''beni asla bırakma'' kitabını hediye ettim. 
bir kitap da en eski bloggerlardan özge için yola çıktı; umarım kitaplığında yoktur bu öykü kitabı. 

*** 

tekirdağ gezisi yaptık pazar günü: ben sabah herkesten önce uyanıp her zamanki gibi kahve demleyip medya turu yaptım. sonra ver elini tekirdağ. daha önce merkezi ve şarköye kadar sahilini gezmiştim tekirdağın ama olsun gezmenin sayısı olur mu allasen! 


bilmediğim sokaklardan yürüye yürüye sosyal tesisleri buldum önce; ancak pazar günü kapalılarmış; sadece otel müşterilerine hizmet veriyorlarmış. halbuki bahçe ne güzeldi...  devam ettim yürümeye ve macar anı evi / müzesi sokağında buldum kendimi. anı evini gezmedim ama biraz daha yürüyünce tekirdağın iyi meyhanelerinden birini keşfettim; bodrum59 cavcav'ın yeri; tam bir esnaf meyhanesi. tekirdağda yaşayan ve oralı arkadaşım ''10 numara mekan'' dedi, ben böyle bir yer keşfettim oturuyorum, diye mesaj atınca. giderseniz macar anı evi sonrasında aşağı doğru yürürken solda. kaçırmayın. 

köfte yedik, şar pastahanesinden peynir helvası ve dünyanın kurabiyesini aldık, tekira avm de en son  dinlenmek için kitapçıda bu ayın dergilerini okudum ve evet bizim çocuklar çok ağlıyor ya! neden bilmiyorum ama avaz avaz içlerini çeke çeke ağlayan onlarca çocuk vardı etrafta... 

*** 

ara ara böyle kitap hediyeleri vereceğim. maksat okusun herkes; paylaşalım. 

bir de zoi'nin bloguna bir göz atın; blog ve yılbaşı etkinliği için tık tık 

***

kesinlikle zayıflamam gerekiyor. spor yetmiyor bu ara gitmiyorum zaten; fırsat bulamıyorum. haftaya yulaf ve yulaf ve yulaf:))) başka yolu kalmadı.  


*** 

tekirdağda bir de ocakbaşına gittik; ayhan ocakbaşı: mezeleri, ortamı, etlerin lezzeti ve istediğimiz gibi pişirmeleri ile istanbulda bile zor bulacağımız bir kalitede bir mekan. sahibi ayhan bey ile de tanıştık. gayet kibar bir beyefendi. 4 kişi içki ve et+meze ödediğimiz hesap 280 tl!  bir daha gideceğiz o kesin. hiç mi eleştirilecek bir yanı yoktu handan, derseniz var derim; etler pişirilmeden biraz tuz atılmalı. sonradan attığımız tuz yeterince lezzet vermiyor. 



aklımda kalanlar bunlar geçen haftaya dair. 

yeni seyahat ve rotalara hazırlık yapmaya gidiyorum ben 


salata aşkına!

31 Ekim 2017 Salı
bir salata yaptım, olmaz böyle bir lezzet!

malzemeler;

pancar yaprağı 
taze soğanın beyaz kısmı 
tere 
turp 
sızma zeytinyağı 

elma sirkesi 
ızgara hellim peyniri (soslu) 
muratbey burgu peynir 
bir domates  
hayfene ipek pul biber
havrano nar ekşisi

bir gece önceden dilimleyip suda bekletip tuzunu aldığım hellim peynirlerini kurutup sızma zeytinyağı, kekik, ipek pul biber ve karabiber ile beklemeye bırakmıştım dolapta. ertesi gün pancar yapraklarını, taze soğanın beyaz kısımlarını, turp ve tereyi bol suda yıkayıp kurulayıp salataya başladım. domatesin kabuklarını soymadan büyük kaseye doğradım, üstüne taze soğanların beyaz kısmını doğradım üstüne  turp rende değil incecik dilimlenerek girdi kaseye, pancar yapraklarını ve tereyi doğradım çok ince olmadan dokusu hissedilir şekilde, marinedeki hellimden iki dilimi ve muratbey burgu peynirini de doğradıktan sonra sıra sos yapmaya geldi. 

sızma zeytinyağına bolca nar ekşisi ve sirke ekledim ve evet tuz koymadım; peynirlerin tuzu yeterli geldi çünkü. ve karıştırdım karıştırdım karıştırdım. bütün sosu kasedeki malzemenin üstüne döküp bir daha karıştırdım. 

dolapta dinlenmeye aldıktan sonra... bir kadeh kırmızı şarap koyup... 

sonra işte bu leziz salata çıktı ortaya; 




küba bar, bodrum bir de makarna tarifi

25 Ekim 2017 Çarşamba
bodrum yolunda bırakmıştım bir önceki yazıyı, oradan devam edeyim. minibüs ile rahatça hoop diye bodruma gelince önce marina tarafına bir yürüyüş tutturuyorum. bodrumun bence klasiklerinden olan küba bar ilk durağım oluyor. henüz servis açılmamış ama bir kahve ikram ediyorlar ben de hem laflıyor hem de menüyü inceliyorum. kum midyeli makarna takılıyor gözüme. bu dursun burada 

sonrası bir de halikarnas tarafına yürüyüş; yine bodrumun klasiklerinden mavi barda bir mola, bodruma dair sohbet... 90 larda çok revaçta olan, sabahın ilk ışıklarına kadar eğlendiğimiz çoğu yer kapandı gitti. onları konuşuyor yeni bodrumu anlamaya çalışıyoruz. 

artık otelime dönmeliyim. ayaklarım benden boşanacak yoksa! 

sonrası sabah erken ve hafif bir kahvaltı ver elini istanbul. çantamda bodrum mandalinası, peştemali ile... 

*** 

gelelim küba barda aklımda kalan kum midyeli tagliatte tarifine; 

önce kum midyesi gözüme ilişti macrocenterda, sonrası geldi zaten. iyi bir makarna, bolca sızma, az biraz tereyağı, deniz tuzu ve içme suyu 

su kaynar, bolca tuz atıp makarnaları oraya haşlamaya atarken, tavadaki sızma ve tereyağına bir avuç dolusu sarımsak ekleyip çevirdim, ev mis gibi sarımsak koktu:) sonra çok az karabiber, bir-iki damla acı sos ve bir miktar labne peynir ekledim tavaya ki hepsi çok sevdiğim şeyler. makarnalar haşlandı ben sosu çevirirken, makarnanın suyundan bir kaç kaşık ekledim sosa. birlkte tıkırdasın hemhal olsunlar diye:))) haşlanan makarnayı tavaya alıp üstüne kum midyelerini ekledim ve 2-3 dk kadar sonra altını kapattım, niye, çünkü kum midyesi hemen pişecek kadar minik ve cansız bişey de ondan. dinlenmesini zor bekledim:)) kocaman bir tabak yedim. mutlu mesut uyudum. 

bugün dünya makarna günüymüş hem bodrumu hem de kum midyeli makarnayı yazdım size. bodruma gidince; 

küba barda bir akşamüstü oturmak 
turgutreis pazarında gezmek 
gümüşlük belediye çay bahçesinde köfte&bira yapmak 
yürüme yürümek yürümek 
yapılacaklar arasında. bir başka bodrum koyunda başka yapılacaklara kadar, bilet bakın:)