kitaptan kahveye, tavsiyeler

19 Şubat 2018 Pazartesi

piola 
bir kaç tavsiye verip kaçacağım; 

la casa de papel; benden kolay kolay dizi tavsiyesi alamazsınız, film tamam ama dizilerle başım hoş değil desem de la casa de papel'i tavsiye ederim. ben iki günde iki sezonu bitirdim! eleştirilere kulağınızı kapatın, votka nar içkinizi hazırlayın, aşk/para/ispanya.. ne ararsanız oradan izleyin diziyi. 

alışveriş; tam indirim zamanı; etek ( bakınız yukarıdaki fotoğraf) ve hırka beymen club, tişört koton, çizme stefanel

kitap; hıfzı topuz kitapları hala favorim; çantamda, evde kanepede her yerde bir tane var. canım hangisini okumak istiyorsa... 

secco cafe; ben nişantaşı'ndakini çok sevdim. resürans pasajında, iskarpin'in bitişiği. espressolar leziz, gamze hanım ile karşılaşırsanız sohbet keyifli, dergiler, kitaplar, kekler, leziz filtre kahveler hepsi bu küçücük mekanda. oralardaysanız bir mola verin. tatlıları kaçırmayın. 

aklıma gelenler bunlar. 

hadi kaçtım ben 

kadın emeğini değerlendirmek üzere

15 Şubat 2018 Perşembe
arkadaşlar bu takım satışta; kadın emeğini değerlendirmek üzere. buradan fiyat yazmayacağım, yorum bırakıp mail adresi bırakan ve gerçekten ilgilenen kişilerle fiyatını paylaşacağım. zira, çok özel bir insanın elinden çok özel bir takım bu. 


karyola takımı 
kanaviçe ve dantel detaylı 

yastık kılıfları  ( 2 adet ) 
çarşaf ( dantel uçlu ) 
karyola örtüsü 
pike 
hepsi tam takım olarak hazır 







bu takımı aslında dizilere görsel hazırlayan bir şirket bile alabilir. mesela istanbullu gelin dizisinin annesinin sandığından çıkabilir bu takım, hazır oğluna da kız isterken. tam o yaşların çocuklarına hazırladıkları takımlar bunlar. kimse almazsa ben niyetliyim almaya. ama geride 3 tane daha varmış o yüzden acele etmiyorum. 

hadi bakalım, karyola takımım el emeği olsun, dantel olsun, kanaviçe kırmızı çekici bir takım olsun, diyen genç kadınlar yeni evlenecekler ve yeni evlenmiş olanlar. 

çok güzel dokusu olan bir takım. kaçırmayın! 

bled gölü ve seyahat notları; bled lake ne yapılır ne yenir ne içilir hepsi bir yazıda

30 Ocak 2018 Salı
gelin,  bled gölü ile devam edelim geziye. 
 burada mı kalsam... 


lubliyanadan blede trenle veya otobüsle ya da  varsa aracınız ile ulaşabilirsiniz. ben otobüsü tercih ettim. ajda büfede bir kahve içip bindim otobüse tıngır mıngır bled'e gittim. yolun bir kısmında uyuyakalmışım ama sabah erkenden çıkarsanız yola hem manzarayı kaçırmamış olursunuz hem de akşam en son 8 civarı bir otobüs var lubliyanaya geri dönen o vakte kadar 5 tur atıp bütün sokaklarını gezersiniz bled'in. 

şimdi aklıma geldi; arkadaşlar bana ata tohumu / organik tohum lazım. elinde olan, paylaşabilirim / yollarım diyeniniz bir ses verse ne güzel olur. 

*** 

dönelim bled gölüne; bled zengin avurupalıların yaşadığı bir kasaba arkadaşlar. evler, dükkanlar, restoranlar çok güzel ve lubliyanadan pahalı. gölün etrafında tam bir tur atabiliyorsunuz; 7 km. ve yürüyüş yolu mevcut. tren yolculuğundan önce yine kafamı rahatlatan çok zevk aldığım ah manzaraya bak ahh ahhh ahhh ne güzel diye diye yaptığım rotalardan biri oldu. hiç yolda yürümeden kah yolun kenarındaki yürüyüş parkurundan kah yol daralınca göle sıfır tahta yoldan bütün gölün etrafını muhteşem manzaralar eşliğinde gözünüze beyninize ziyafet çekerek yürüyorsunuz. yürüdüm. kendimi daha bir çok seviyorum böyle rotaları bulup yaptığımda. 

bakar mısınız şu manzaraya! 
yürüdüm yürüdüm yürüdüm tur bitti gözüm gönlüm şenlendi, e şimdi de damağımı şenlendirme vakti yürüyüşe çıkmadan otobüsten indiğimde deli gibi aç olduğumdan meydana bakan tiger barda üsküp köftelerini mideye indirmiştim zaten. şimdi tatlı ve şarap zamanıydı. önce meşhur tatlılarından yedim yukarıdan gölü gören bir kahvede, adını unuttum ama hepsi instagramda var. sonra da minik butik şarap evinde aldım soluğu ve nefis şaraplar tattım. hah baktım tatlının adı; kremsnita ya da bled  keki diyebilirsiniz. nefis ve hafif bir tatlı kahve ile süper. şarapla da gider biraz gövdeli bir kırmızı olsun ama. 

vinoteka 
bled lake'de şarap tadıp oturabileceğiniz nefis butik bir şarap evi 
içeride gruplar için büyük bir masa var bu girişteki masa
kapının önünde yine minik bir masa 

göl kenarında ortalama bir otelin geceliği 35 euro civarı tabii bu bu sezon yaza ne kadar olur hiç bir fikrim yok. önceden yer ayırtmadan yazın kalmak için gitmek ise hata olur bu çok belli zira kasaba minicik yer sayısı belli 15 dk kadar uzak bir kasaba var ama orada kalınabilir. demem o ki kış mevsiminde giderseniz daha ekonomik olur bled yazın ise hem kalabalık hem de pahalı olacağı kuşkusuz. değer mi, değer. 

şarapların kadehi 2 eurodan başlıyor, tiger barda 5 üsküp köftesi (10 lu porsiyon da var:))) 3.5 euro. biralar genelde 2 euro meydanda, göl kenarında 3-4 euro olabiliyor. galeri & restoran epeyi pahalı en ucuz hamburgerdi ve o da 8 euroydu. ona göre. 

bledde yapılacak en iyi şey yürümek, kahve içmek, yürümek bir kadeh şarap içmek, yürümek bir dilim tatlı yemek, trüf mantarlı ürünler satan mağazaları kurcalamak minik bir şey alıp tatmak, göle yukarıdan bakan kahvelerden ya da bir otelin lobisinden gölü izlemek izlemek izlemek, bol bol fotoğraf çekmek. ben bunları yaptım. 

bled'den nefis  şarapların tadı damağımda otobüse bindiğimde artık uykunun kollarına teslim etmek istiyordum kendimi. lubliyanaya vardığımızda terminal hostel arasını yarı uyanık yarı uykulu yürüdüm ve yastığa başımı koyduğumu anımsamıyorum. 

bled lubliyana arası otobüs bileti 6.5 euro gibi bişey, yani git gel 13 euro, bir günde dünyaları yiyip içseniz 50 euro harcarsınız, ona göre hazırlıklı gidin. 


devam eder mi bilmiyorum 

popusti indirim demek, kava kahve pivo bira... lubliyana notları

29 Ocak 2018 Pazartesi
bütün vitrinler indirimdeydi, ve ben de bir başka çanta yapacak kadar alışveriş yaptım bu kez pek alışkanlığım olmadığı halde gezerken. 

*** 

lubliyana küçücük bir başkent; 


eski şehri yürüye yürüye mağazaları keşfede keşfede kokuların peşinden gide gide 4 günde rahat rahat gezdim; bir günü canım bled lake olmak kaydıyla. lubliyanada tresor hostelde kaldım; eski şehrin göbeğinde daha önce banka iken neden ve nasılsa hostele dönüştürülmüş. bir yanım müller diğer yanım spar market bir sonraki mağaza hm; yani şehrin ta göbeği; kime sorsanız gösterir; ben önünden geçtiğim halde görmemişim, niye? e minicik bir tabelası varmış, ondan. 

bir iki tespit yapayım hem slovenya hem hırvatistan hem de gezdiğim diğer orta avrupa ve avrupa noktaları için; 

lubliyana meydan 
büyük devasa çirkin tabelalar yok. bu bir. ikincisi bu seyahat sırasında bir hafta boyunca; dere kenarında, şehir merkezinde kalede vs her yerde yürüdüğüm halde botlarımın hiç kirlenmemiş olduğunu en son slovenyada fark etmiş olmam. onu da nasıl fark ettim; çantam balea ürünleri ile doluydu, hakikaten doluydu duş jeline varana kadar aldım;))) tabii ki polis bunlar kabinde olmaz bağaja vereceksin dedi, ki bence sıvı değillerdi kabinde taşınırdı ama tartışmaya girmedim, yalın ayak eşyaları bağaja koyacak bir başka çanta bulmak için duty freede dolanmaya başladım:))) bir karton kutu buldum neyse ki, döndüm, bütün kozmetikleri ona koyup geri gidip bağaja verdim. dönüşte botlarıma takıldı gözüm işte o an hiç kirli olmadıklarını fark ettim. 

*** 

tresor hostel girişi bar kafe ne derseniz deyin işte yaşam alanı; odalar 6 kişilik ve özel odalar şeklinde; 6 kişilik odada 12.50 euro gibi bir ücretle (gecelik) özel odada 35 euroya kalabilirsiniz. yazın daha pahalı olacaktır, kontrol ederek giderseniz iyi olur. kahve 1, ırısh cafe 3-3.5, kruvasan 1 euro şeklinde gayet insancıl fiyatlara sahip. bitişikteki spar marketten yiyecek/içecek alıp gelmek serbest, öyle bizdeki gibi yassah kardeşim yok. ha tabii ki mühim bir uyarı; kimi odalar karışık arkadaşlar, istemiyorsanız/rahat edemeyecekseniz baştan sorun. odaya girince oyy burada erkek var diye basmayın çığlığı! 

baştan söyleyeyim slovenyada italyan mutfağı yiyeceksiniz. pizza var et var makarna var arada küçük hint lokantası gibi soslu tavuk yapan yerler var ama başrol italyan. bizim istanbulda yana döne aradığımız taş fırın burada olağan bir şey, pizzalar devasa. ilk gün nehir kenarında fany & mary de gelen pizzaları görünce yav ufak söyleseyeydik diye geçirmiştik içimizden. bitirememiştik pizzaları. 

sonraki günlerde nehrin öteki tarafında benim keşfim ljubsanjki dvor da pizzalar yine kocaman. en küçüğünü isteyin siz, fiyatlar 5 eurodan  (margarita) başlıyor en pahalı pizza büyük ve bol malzemeli 9 euro civarı. tavsiye edebilirim gönül rahatlığıyla. 

kaleye çıkan sokakta çok güzel tasarım mağazaları var. ve tabii metelkova mevki gidilecek yerlerden biri. gündüz çok bir şey vaad etmediği gibi bişey de anlayamayabilirsiniz. gece gitmenizi tavsiye ederim. sokak partileri ve dansı seviyorsanız özellikle. 

metelkova'ya sora sora giderken ( gezdiğim 2 şehirde de otobüs tramvay kullanmadım) küçük dükkanları gözden kaçırmayın. zamanınız var rahat rahat gezin, koştur koştur gezecek kadar büyük şehirler değil buralar. bal ve ürünleri ve tasarım takılar ikinci el giysi satan dükkanlar ve tabii kışın gittiyseniz üşüdükçe kahve / iris kahve bilumum sıcak içecekler ile içinizi ısıtın. 

açık pazarın karşısındaki kapalı yere girin, önce bir kafe/bar çıkacak karşınıza sonra öteki kapıdan girin hoop kapalı pazardasınız; teyzeler, peynirden kaymağa sucuktan sosise dünyanın ürününü satıyorlar. alışverişini yapan barda alıyor soluğu 2 euroya kırmızı şarap içip içlerini ısıtıyorlar. 

lubliyana çok güvenli bir şehir, yine de sırt çantanıza dikkat edin. pasaportu parayı falan kitapların altına koyun çalamasın kimse o zaman rahat rahat gezersiniz. yağmur bir başladı mı durmuyor, ona göre plan yapın; yanınızda kitabınız olsun, hostelde arkadaşlık kurmak isteseniz o da olur. olga'ya buradan selamlar. eğer bir ingiliz bizim konuşmamızı duysa ya bizi ya da kendini pıçaklardı:))) ingilizceyi böyle duymamalıydım ya da bunlar bir daha ingilizce konuşmamalı diye! ama üç saat sohbet ettik mi, ettik. budur. 

devam edeek 


istanbul notları

25 Ocak 2018 Perşembe
bled lake 

aklımda kalanları bir yazıya dökeyim; geçen hafta salı sabahı çok erken saatte düştüm yola. hedef zagreb. istanbul / zagreb uçuşu hırvatistan ile ortak uçuşmuş, uçaktaki anonsta bu hep vurgulandı ve sanırım ondan ilk kez erken saatte uçuşta adam gibi kahvaltı servisi yapıldı. daha önceki sabah erken üsküp vs. uçuşunda hep saçma sapan sandviçler ile geçiştirmişti kahvaltıyı thy. neyse, iki saat sonra zagrepdeydim. 

planım önce zagreb, sonra lubliyana idi ve bir haftayı aklımca 4-3 diye paylaştırmıştım ama işte yolculuk ve sürprizler... zagreb meydanda bir kaç saat geçirip bir kahve içip hadi yemeği lubliyanada yiyelim gibi bir durum oldu:) hoop bir daha ülke değiştirip bir güne 3 ülke üç  şehir sığdırdım mı, sığdırdım. 

en başta bir uyarı yapayım gideceklere; yeşil pasaportu bu kadar inceleyen hiç bir ülkeye denk gelmemiştim ben daha önceki gezilerimde; özellikle hırvat polisi uzun uzun inceledi. bir sorun yoktu elbette. 

lubliyana küçücük bir başkent. nehir kenarı ve etrafı; eski şehir ve tabii yürüyerek geziyorsunuz. hızlı bir gezi ile bir günde bitirmek mümkün. biraz daha kalmak tabii ki yeni yerler keşfetmek için ideal. şehir çok rahat; otobüs terminali ve tren garı yan yana, ulaşımda müthiş rahatlık. hele benim gibi kolay kaybolanlara:) iki şehirde de kaybolmadığımı gururla söyleyebilirim:))))

sloveyada mutfak italyan. hiç aramayın başka bir yerel mutfak; nefis kahveler, devasa pizzalar az biraz makedon köfte. 

*** 

bunları yazdım ve fakat baktım ki yazı gitmiyor. taslağa attım yazıyı, kuaförden saç kesimi için randevu aldım, evden çıktım; istikamet beyoğlu. 

ar kuaför, benim sevinç hanım sayesinde tanıdığım bir kuaför. kadir bey ise bence şehirde en iyi saç kesen kuaförlerden biri. çıkardığı kızıl renkler de öyle. evden çıkıp beyoğluna vardığımda meydanın festival denen ıncık cıncık satan dükkanlardan kurtulduğunu tam olarak elinin yüzünün açıldığını; her ne kadar hala betondan bir meydan olsa da ferahladığını gördüm ve aklımdan zagreb ve lubilayananın nefis meydanları geçti açıkçası. tramvay da başlamış seferlerine. bunlar güzel şeyler diye içimden geçirip fransız konsoluğunu dönünce aaa yerdeki karo ya da adı her ne ise o çalışmaların da bittiğini görüp eni konu sevindim. ilk hedef uzun zamandır gitmediğim aslıhan pasajı / sahaflar. üç tane kuzu gibi hıfzı topuz romanını çantama atıp, 


 doğa kitap'ın sahibesi selma hanımla bir çay içimlik sohbet edince epeyi keyiflendiğimi de eklemeliyim. tam zamanında kuafördeydim. ortalık sakin; bu iyi çünkü benim saçım çok  zamanını alıyor kadir beyin. 

saçlarım kesildi, kafam rahatladı:) beyoğlunda yeni saçımın fotoğraflarını kızlara ve kardeşime yollayıp '' çok güzel, çılgın, marjinal, eskisi daha güzeldi' yorumlarını da alınca; 
ver elini asmalı; şöyle bir tur atıp nereler yeni nereler kapanmış bir beyoğlu zabiti gibi teftiş yaptıktan sonra oradan cihangire bir yürüyüş. 

melek büfeden kocaman bir bardak nar suyu alıp yürümeye devam ettim. aklımdan bir an önce eve gidip romanların birine başlamak geçse de yürüyüşü biraz uzattım. nihayet kahve alıp eve geldiğimde; istanbulu anlatmak hep çok güzel diye düşünüp oturup bu yazıyı yazdım. 

***